
Adres:
Başpınar Mah. 1134 Sok. No: 13/10
(Şeref Kırval Pasajı) Hendek / SAKARYA
Telefon:
0264 281 79 27
0535 352 04 12
E-posta:
dursunyelken@gmail.com
TAŞLARIN ÜLKESİ
|
Kategori: |
Edebiyat, Roman, Mehmet Veysel PALİCE |
|
SKU: |
978-625-96287-4-5 |
|
Fiyat: |
350.00₺ |
|
Yayınevi: |
ORHUN |
|
Sayfa: |
190 |
|
Boyut: |
13,5 x 19,5 |
|
Kâğıt cinsi: |
Enzo 70 gr. |
|
Renk: |
Siyah-Beyaz |
|
Cilt: |
Amerikan |
|
Yayın Yılı: |
2025 |
|
{{variant.name}}:
|
{{opt.name}}
{{opt.name}}
|
Kandahar'da sabahlar, geceyle gündüz arasındaki o ince çizgiden doğardı. Henüz güneş bile ufukta belirmemişken, gökyüzü çoktan uyanmış olurdu. Ama bu uyanış, berrak bir aydınlıkla değil, rüzgârın taşıdığı ince tozun göğe serptiği puslu bir griyle olurdu. Bu gri, şehri ne tamamen karanlıkta bırakır ne de tam aydınlatır; ışıkla gölge arasında, kararsız bir rüya gibi asılı tutardı.
Toz, bu şehrin hem yükü hem de kimliğiydi. Rüzgârla evlerin pencerelerinden içeri girer, avluların taşlarına siner, pazardaki kumaşların arasına yerleşirdi. İnsanların saç tellerine, ellerinin çizgilerine, elbiselerinin katlarına kadar işleyen bu ince zerreler, zamanla görünmezleşirdi; bir süre sonra kimse onları fark etmezdi.
O sabah da rüzgâr, uzak dağların soğuk nefesini taşıyarak şehre iniyordu. İnce toz tabakası, ufka yaklaşan ışığı yumuşatıyor, gökyüzüne bulanık bir perde çekiyordu. Sokaklar sessizdi; kapalı ahşap kapıların ardında, evlerin içindeki hazırlıklar sessizce başlıyordu.
TAŞLARIN ÜLKESİ
|
Kategori: |
Edebiyat, Roman, Mehmet Veysel PALİCE |
|
SKU: |
978-625-96287-4-5 |
|
Fiyat: |
350.00₺ |
|
Yayınevi: |
ORHUN |
|
Sayfa: |
190 |
|
Boyut: |
13,5 x 19,5 |
|
Kâğıt cinsi: |
Enzo 70 gr. |
|
Renk: |
Siyah-Beyaz |
|
Cilt: |
Amerikan |
|
Yayın Yılı: |
2025 |
|
{{variant.name}}:
|
{{opt.name}}
{{opt.name}}
|
Kandahar'da sabahlar, geceyle gündüz arasındaki o ince çizgiden doğardı. Henüz güneş bile ufukta belirmemişken, gökyüzü çoktan uyanmış olurdu. Ama bu uyanış, berrak bir aydınlıkla değil, rüzgârın taşıdığı ince tozun göğe serptiği puslu bir griyle olurdu. Bu gri, şehri ne tamamen karanlıkta bırakır ne de tam aydınlatır; ışıkla gölge arasında, kararsız bir rüya gibi asılı tutardı.
Toz, bu şehrin hem yükü hem de kimliğiydi. Rüzgârla evlerin pencerelerinden içeri girer, avluların taşlarına siner, pazardaki kumaşların arasına yerleşirdi. İnsanların saç tellerine, ellerinin çizgilerine, elbiselerinin katlarına kadar işleyen bu ince zerreler, zamanla görünmezleşirdi; bir süre sonra kimse onları fark etmezdi.
O sabah da rüzgâr, uzak dağların soğuk nefesini taşıyarak şehre iniyordu. İnce toz tabakası, ufka yaklaşan ışığı yumuşatıyor, gökyüzüne bulanık bir perde çekiyordu. Sokaklar sessizdi; kapalı ahşap kapıların ardında, evlerin içindeki hazırlıklar sessizce başlıyordu.